27 Ekim 2008 Pazartesi

ceza hukuku bağlamında idam cezası

Hukukun modernleşme sürecinde şüphesiz ki en sancılı dönemler Ceza Hukuku alanında yaşanmış; bu modernleşme kendini en çok bu hukuk dalında göstermiştir. Ceza Hukuku, Özel Hukuk branşlarının aksine toplumun nabzını da elinde tutar. En sıradan vatandaşın dahi bu konuda söyleyebilecek birkaç cümlesi, ahkâm kesebilecek cesareti vardır. Zira bu hukuk dalında yasaklar, bu yasakların da ayrı ayrı belirlenmiş yaptırımları vardır.

Peki ya hukukçuların genelini tedirgin etmekteyken Ceza Hukuku ve onun yaptırımları hakkında yargılar üretmek makul-orta zekâlı (hukuki bir terimdir bu) bir vatandaş ahkâm kesmek konusunda nasıl bu kadar acımasız olabilir? Çünkü o ancak iyi bir eğitimle edinilebilecek hukuk nosyonundan mahrumdur. Çünkü o cezayı sırf yapılan bir kötülüğün ödetilmesi olarak görür. Oysaki iyi bir hukukçu bilir ki suç ve ceza hafife alınamayacak vicdani yükler getirir insanın sırtına. Cezalandırma mantığının arkasında sadece “ödetme” yoktur; önleme, ıslah etme ve mahkeme önünde suçluluğu sabit hale gelmiş bireyin mümkün olabildiğince yeniden topluma kazandırılması da bulunmaktadır.

Ceza Hukukunun bir diğer önemli özelliği de, diğer branşların aksine toplumun adalet duygusunu ilk elden yoklamasıdır. Bu nedenle iyi düşünüldüğünde görülecektir ki yanlış uygulanmış bir yaptırım, hiç uygulanmamıştan daha çok sarsacaktır adalet duygumuzu. Bu bağlamda toplumun adalet duygusunun zedelenmemesi için çok eski zamanlardan beri kabul gören bir ceza hukuku ilkesi şöyle der:"bir masum hapse gireceğine bin suçlu serbest kalsın" zira bin suçlunu serbest kalmasındansa bir masumun hapse girmesi emin olunuz ki toplumun adalet duygusunu çok daha fazla zedeler. Bu nedenledir ki her bir suç için her bir yaptırım mutlaka kanunla düzenlenir; (Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi) bu nedenledir ki herkes suçluluğu hâkim önünde ispatlanana değin masumdur ve hâkimde o suçun o birey tarafından işlendiğine dair yeterli kanaat elde edilmedikçe bir kimse cezalandırılamaz. (şüpheden sanık yararlanır ilkesi) Ve bu nedenledir ki bir suçu kim işlediyse cezai yaptırımlar sadece onun üzerinde gerçekleşir. (suç ve cezaların şahsiliği ilkesi)

Bu bağlamda Ceza Hukukunda en ağır yaptırım olan idam cezasını irdelemek gerekir. En basit ifadeyle idam cezası devletin öldürme tekelini elinde tutmasıdır. Devletin yine kanunla belirlenecek bazı suçların yaptırımı olarak suçu işleyen kişiyi bir nevi kısasa kısas mantığıyla öldürerek cezalandırma yetkisini kendisinde görmesidir. Peki idam cezası sizin için ne kadar adildir? Anlık öfkelerinizin, kızgınlıklarınızın ve hatta belki de acılarınızın ürünü müdür acaba idam cezasının sağlayacağını düşündüğünüz adalet?

Oysaki bir ceza hukuku yaptırımı olarak idam cezası üzerinde dikkatli bir inceleme yapıldığında, bu yaptırımın suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin aşılması durumunu yaratabileceği görülecektir. Her ceza hukuku yaptırımı mahkeme önünde suçluluğu adil yargılanma ilkesi çerçevesinde ispatlanmış bireye uygulanır; ancak her yaptırım o bireyin yakınları üzerinde de etkilerini gösterir. Bu bağlamda idam cezasına mahkum edilmiş kişi devlet tarafından öldürülerek ani ve bir kerelik bir acıyla cezalandırılsa da bu cezanın etkileri o bireyin yakınları üzerinde devam eder ve siz aslında farkında olmadan suç işlememiş olan kişiler üzerinde yaptırım uygulamış olursunuz. Zira ölüler sadece tek bir şeyi bilirler diyemeyiz: yaşamın güzel olduğunu.

Ayrıca, tüm bu anlattıklarımdan öte Ceza Hukukunun en keskin taraflarından bir tanesi de telafi edilemez oluşudur. Sizce yanlış uygulanmış bir cezanın telafisi mümkün müdür? Bir bireyin haksız yere özgürlüğünden yoksun geçirmiş olduğu 1 gün bile geri verilebilir mi? Böyle bir durumda mahrum bırakıldığınız özgürlüğünüzün bedeli maddi ve manevi tazminat olarak TL cinsinden ödeniyor devletçe, o da eğer ki talep ederseniz. Peki ya haksız uygulanmış bir idam cezası, devlet eliyle öldürme eylemi telafi edilebilir mi? Ben şahsen bir telafi hali tahayyül edemiyorum kendi adıma.

Sonuç olarak kişisel kanaatim olarak vurgulamam gerekir ki yaygın kanının aksine toplumlarda suç işlenme düzeyini azaltan şey cezaların ne derece caydırıcı olduğu değil, ekonomik durumun ne derece yüksek olduğudur. Caydırıcılık önemli bir unsurdur fakat ekonomik istikrar sağlanmadıkça ve yoksulluk mümkün olan asgari düzeye indirilmedikçe idam cezası dahi engelleyemez suç işlenmesini.